Ağustos 10, 2008 - HASAN PULUR, MİLLİYET
ESKİDEN pasaport yokmuş, denizcilere, gemicilere “seyahat tezkeresi” verirlermiş…
Bir yelkenli kaptanı, tezkeresini kaybedince, liman başkanlığına gitmiş, memur başlamış sormaya:
“Adın ne?”
“Kara Ali!
“Nerede doğdun?”
“Karabiga’da!”
“Yelkenlinin adı ne?”
“Karayunus!”
“Nereden geliyorsun?”
“Karadeniz’den!”
“Nereye gideceksin?”
“Karamürsel’e!”
* * *
MEMUR “Lahavle!” çekmiş:
“Dönüşte limana uğrayacak mısın?”
Kaptan başlamış anlatmaya:
“Orada tekneyi karaya çekeceğim, Karaman’da, Karadağlı, Kara Mustafa’yı gördükten sonra, karadan Mekke-i Mükerreme’ye gidip, Karadonlu Beytullah’a yüz süreceğim!”
* * *
MEMUR patladı patlayacak, yutkunmuş:
“İnşallah oradan yüzünün akıyla dönersin!”
Kaptan hemen lafı karşılamış:
“Yüzümüz ak mı, kara mı çıkacak, ancak kara toprağa girince belli olur!”
Memur, bu kadarına dayanamamış:
“Zift mi kesildin be adam!”
* * *
İLHAN Selçuk, kulakları çınlasın, Allah şifasını versin, bu fıkranın devamını Neyzen Tevfik’ten anlatır.
Neyzen, fıkrayı işittikten sonra şöyle demiş:
“Siyasetimizde tüten kara dumanlar, meşrutiyetin başlangıcında gözlerimizi bürümüştü. Geleceğimizin ufuklarına çöken kara bulutların etkisiyle şu kıtayı yazdım:
Şahid-i şevk-u sefa etmez teveccüh bizlere
Yaver-i bahtı ezelde gırtlağından boğmuşuz
Safha-i mazi mülevves, hal b.., ati kenef
Mader-i hürriyetin güya g…den doğmuşuz.”
* * *
ÇOKTANDIR kıssadan hisse çıkarmadık.
Minik serçe kış günü yuvasından düşmüş, yol kenarında titriyor, donacak…
Ahıra giden ineğin biri gelmiş, üzerine pislemiş, serçecik gagasına kadar pislik içinde, boğulacak, ama sonra ısınmış, keyiflenmiş, ötmeye başlamış…
Serçeyi duyan kedi koşup gelmiş, pençesinin ucunu serçeye uzatmış:
“Gel seni kurtarayım!”
Serçe sevinmiş, kedinin pençesine uzanmış…
Kedi de serçeyi yemiş…
Kıssadan hisse…
Üzerinize pisleyen herkesi düşman sanmayın…
Sizi pislikten kurtaran herkesi de dost sanmayın…
Eğer gırtlağınıza kadar b..a gömülmüşseniz, çenenizi tutun…
Hasan PulurOlaylar ve İnsanlar
DEMOKRASİYE heves edilir mi?
Niye edilmesin?
Hikâyeyi bilirsiniz; madam Siranuş, kocası Agop’un ölüm yıldönümünde mezarlıktan çıkarken hayıflanıp duruyormuş:
“Ah Agop ah, sen ne güzel İngilizce konuşurdun, senin gibi kimyadan anlayan var mıydı, fizikte de öyle! Bir dans ederdin, tüy gibi uçardın, Kumkapı’dan denize girer, Kınalıada’dan çıkardın, attığın goller hâlâ hatırlardadır.”
Madamı dinleyen Agop’un arkadaşı Serkis dayanamamış:
“Siranuş, Siranuş, sen ne diyorsun, Agop bunların hiçbirini bilmez, hiçbirini yapamazdı, nereden çıkarıyorsun?”
Madam Siranuş boynunu bükmüş:
“He doğru dersin, bunları yapamazdı, ama heves ederdi!”
Biz de elli küsur yıldan beri demokrasiye heves ediyoruz.
Ediyoruz da, doğru dürüst oy vermeyi bile beceremiyoruz.


